Malum şu aralar dünya büyük bir felaketin içinde. Hepimiz bundan kurtulmak için mücadele veriyor ve hayatımızda yaratacağı olumsuz etkileri en aza indirmeye çalışıyoruz.

İptal olan düğün organizasyonları, kapanan iş yerleri, sosyal mesafe kuralı gibi onlarca yeni durumla karşı karşıyayız. Bu süreçten yalnızca evde kalarak pek etkilenmeyen binlerce insan olsa da, etkilenenler de bir hayli fazla. 

Ekibimizden İnci Hanım da, bu olaylardan birinin en yakın muhatabı. Düğünü iptal olan onlarca kişiden yalnızca biri. Biz onun bu süreçte neler yaşadığını, neler hissettiğini merak ettik ve sizler için bizimle paylaşmasını rica ettik. Buyurun beraber okuyalım. 


Aslına bakarsanız, kendimi bildim bileli hep yazabileceğim şeyler yaşamayı ya da garip olaylara şahit olmayı isterdim. Son yıllarda bunun sık sık gerçekleştiğini gözlemliyorum ancak başıma gelen şu son olayı sanırım hayal bile edemezdim.

Dünyayı etkisi altına alan salgın hastalıklar, felaketler benim için de hep bir roman konusu ya da film senaryosu oldu şimdiye kadar. Bunlar yaşanmayan şeyler değil. Geçmiş yüzyıllarda salgın hastalıklar, lavlar altında kalan şehirler (pompei gibi), seller, hortumlardan dolayı toplu ölümler gerçekleşmiş. Bunlar yaşanmış evet. Ama tüm bunlar bizim için yalnızca “mış”. Okuyoruz, izliyoruz ve şaşırıyoruz. O kadarla kalıyor. Sanıyorum ben dahil hiç kimse böyle bir felaketi yaşayacağımızı aklının ucundan bile geçirmezdi. Nihayetinde yaz geldiğinde hepimiz, öleceğimizi bildiğimiz halde kendimizi ölümsüz hisseden varlıklarız. Bu, insanoğluna özgü bir duygu olsa gerek. 

Her neyse, genel durumdan biraz bahsettik. Şimdi gelelim bana… 

Evet ben, bir pandemi olarak ilan edilen Covid’19 virüsünden dolayı düğünü iptal olmuş onlarca kişiden yalnızca biriyim. Evlenmek için pek de erken bir yaşta olduğum söylenemez aslında. Kendim için doğru olduğunu düşündüğüm bir zamanda bu işe girişmiştim. Oysa bunun için evrenin de hazır olması gerektiği hiç aklıma gelmemişti. Biz kendi çapımızda planlar yaptık. 4 Nisan’da memleketim olan İzmir’de sade bir nikah töreni, 12 Nisan’da da nişanlımın memleketi Konya’da  bir yemek verecektik. Evimiz tutuldu, gelinliğim dikildi, davetiyelerimiz basıldı… 

Ancak bu sırada dünyada işlerin iyiye gitmediğinin de farkındaydık. Her gün okuyup izlediğimiz haberler, evlilik koşuşturmacasına feda ettiğimiz enerjimizin bir kısmını sömürmeye başladı. Elbette bunca felaket yaşanırken kişisel mutlulukların da çapı daralıyor. Kabul ediyorum insan bencil bir varlık ama aynı zamanda da sosyal bir canlı. Her ne kadar önce kendimizi düşünsek de her konuda, bir canlının başına bir felaket geldiğinde işler eskisi gibi ilerlemiyor. Etkileniyoruz. Olması gerektiği gibi. Biz de de öyle oldu işte. O “tatlı telaş” kısmı, bir bakıma endişeye dönüştü. Çünkü okuyup izlediğimiz her şey bir anda gerçekleşmeye ve insanlar salgın hastalıklardan dolayı ölmeye başladı. Başladığı yerde bitmedi. Her yere yayıldı. Ve bu hastalık hayatımıza, “sosyal mesafe” kavramını soktu. Daha fazla yayılmaması için toplu yerlerde durulmaması, hijyene dikkat edilmesi vs. gibi gerekliler çıktı meydana. Ancak buna pek fazla uyulmadığı için hızla yayılmaya devam etti. Devlet de önlem olarak toplu organizasyonları iptal etti. Toplu halde bulunduğumuz yerler (avm, sosyal etkinlik alanları vs.) çoğu geçici olarak kapatıldı ya da kısmen faaliyette. Burada beni ilgilendiren kısım elbette toplu organizasyonların iptal edilmesiydi. 

Tam da bunda yıl sonra evlenecekken… Her şey bir anda iptal oldu. Gelinlik ikinci provadan sonra gelinlikçide kaldı. Davetiyeler üzerine yeni tarihler yapıştırılmak üzere beklemede. Yeni evde yalnızca zaruri ihtiyaçlarımızı karşılayacak eşyalarımız var (aslında olması gerektiği gibi). 

Ancak,

Tam da bunca yıl sonra evlencekken… diye düşünemiyor tabii insan. Bu bir salgın hastalık olmasaydı içinde kızgınlık olan bir parça üzüntü yaşayabilirdim. Ancak şu an hissettiklerim bambaşka. Endişe duyuyorum ve dua ediyorum. İçimden sık sık şunu diyorum: “Ah şu günler bir geçse… Meğer ne güzelmiş bir arada olmak!”

Sanırım hepimiz aynı duyguları paylaşıyoruz. Ama şurada düğünü iptal olan kaç kişiyiz ki? 

Fakat şu an bu yazıyı okumakta olan ve benimle aynı durumu yaşamakta olan herkes biliyor ki, bu konu yalnızca bizi ilgilendirmiyor.  Bunun bir de akrabası, arkadaş çevresi, komşusu falan var. Şu an gözler üstümde aslında. Kendi çevremde en az virüs kadar güncel ve popülerim. Tüm organizasyonlarım iptal. Acaba nasıl hissediyorum?  Bu benim hayatımı nasıl etkileyecek? Hava hafif soğuk olur diye üzerime alacağım gelin şalının parası boşa mı gitti? Basılan davetiyeler ne olacak? Vs. gibi onlarca soru dolanıyor kafalarda. Neyse ki hepsine bir cevabımız var. 

Sonuç olarak eğer evleniyorsak bu benim değil, “bizim” işimizdir. Bunu biliyoruz. Kuaföründen gelin ayakkabıcısına kadar. Ancak ne güzelmiş şu “biz” olmak. Oldukça bireysel davranmaktan hoşlanan ben bile “biz”li olan pek çok şeyi özledim şimdiden. 

Olur da çıkarsak o günlere; torunlara masal, bize anılar kalacak. Hayat ne garip. 

Sağlıklı, huzur dolu yarınlara…